Mütekellim ne demek fıkıh ?

Beyza

New member
[Mütekellim Nedir? Fıkıh Perspektifinden Bir Yolculuk]

Bir sabah, eski dostum Emine ile karşılaştım. Sohbetin arasında, “Mütekellim” kelimesinin ne anlama geldiği üzerine bir tartışma başlattı. Bu kelime, dilimize Arapçadan geçmiş, ancak anlamını her zaman tam olarak kavrayamadığımız bir kavram. Emine, bunu anlamanın fıkıh açısından ne kadar önemli olduğunu düşündüğünü belirtti ve bana bir hikaye anlattı. İşte Emine’nin sözleriyle başlayan, hem tarihsel hem de toplumsal yönleriyle mütekellim kavramını derinlemesine inceleyeceğimiz bir yolculuk.

[Bir Düğüm: Aklın ve Kalbin Savaşı]

Hikaye, Ahmed ve Zeynep adında iki arkadaşın hayatında bir dönüm noktasına varan anılarını anlatıyor. Ahmed, çözüm odaklı ve stratejik düşünmeyi seven bir adamdı. Her zaman olaylara dışarıdan bakar, bir sorunun çözümüne ulaşmak için akılcı ve sistemli yollar arardı. Zeynep ise, duygusal zekasını kullanarak insanları anlamayı ve ilişkileri güçlendirmeyi tercih ederdi. O, bir problemi çözmektense, insanların ne hissettiklerini anlamaya daha çok değer verirdi.

Bir gün, fıkıh dersi sırasında hocası, "Mütekellim" kelimesiyle ilgili bir soru sordu: "Sizce bir mütekellim, kendini ifade etme hakkına sahip midir? Ve bunu yaparken karşısındaki kişiyi ne ölçüde etkilemelidir?" Bu soru, iki arkadaş arasında uzun bir tartışmaya yol açtı.

[Stratejik Yaklaşımlar ve Empati]

Ahmed, derinlemesine düşündü ve şöyle dedi: "Mütekellim, kendini ifade ederken, toplumsal kurallara ve ilkelerine dayanarak mantıklı ve stratejik bir dil kullanmalıdır. Zira fıkıh açısından, kişi yalnızca kendi haklarını savunmakla kalmamalı, aynı zamanda toplumun düzenine de katkı sağlamalıdır. Kendini ifade etme hakkı, ancak bu dengeyi gözeterek kullanılmalıdır."

Zeynep ise Ahmed’in argümanına karşı çıktı. "Evet, kendini ifade etme hakkı önemlidir, ama insan, önce karşısındaki kişiyi anlamalı. Mütekellim olmanın ötesinde, insanın bir ilişkiyi yıkmadan, bir çatışma yaratmadan konuşabilmesi çok kıymetlidir. Her şeyin ötesinde empati, iletişimi sağlıklı tutar. Fıkıh da insan ilişkilerinin temeline empatiyi yerleştirmelidir."

[Tarihsel Bir Perspektif]

Mütekellim kelimesi, Arapça kökenli olup, "konuşan" ya da "söyleyen" anlamlarına gelir. Fıkıh literatüründe ise, mütekellim, kelam ilmiyle ilgilenen ve insanın kendini ifade etme biçimlerini inceleyen kişiyi tanımlar. Ancak zaman içinde bu kavram, bir bakıma, insanın ifade hakkı ile ilişkili olarak daha geniş bir anlam kazandı. Fıkıh kitaplarında, mütekellim olarak kabul edilen kişiler, genellikle dini ilimlerdeki görüşlerini savunan ya da toplumsal olaylara dair konuşmalar yapan kişiler olarak tanımlanır.

Zeynep, geçmişteki bu anlamı vurgulayarak, "Fıkıh tarihine baktığımızda, mütekellimin sadece bir ses değil, bir toplumun vicdanı olması gerektiğini görürüz," dedi. "Geçmişte, özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nda, alimler yalnızca dini meseleleri değil, aynı zamanda toplumsal adalet ve insan hakları gibi konuları da gündeme getirmişlerdir."

[Kadın ve Erkek Perspektiflerinin Dengesi]

Hikayenin odak noktalarından biri de, Ahmed ve Zeynep’in bakış açılarıydı. Ahmed’in yaklaşımı, erkeklerin genellikle çözüm odaklı ve stratejik olma eğiliminde olduklarını gösteriyordu. Duygusal mesafelerini koruyarak, genellikle ‘ne yapılması gerektiğine’ odaklanırlar. Fakat Zeynep’in empatik yaklaşımı, kadınların daha çok ilişkisel ve duygusal zekaya dayalı iletişimde bulunmalarını yansıtır. Kadınlar, çoğu zaman çözüm önerisi sunmaktan ziyade, karşılarındaki kişinin duygusal halini anlamaya çalışırlar.

Bu dengede, Ahmed ve Zeynep’in birbirlerine yaklaşımı, mütekellim olmanın sadece bir düşünsel ifade biçimi olmadığını, aynı zamanda insan ilişkilerindeki derin anlayışları yansıttığını gösterdi. Toplum, hem empati hem de mantıkla şekillenir. Fıkıh açısından, bu denge, hem bireysel hakları savunmayı hem de toplumsal yapıyı korumayı amaçlar.

[Fıkıh ve Toplumsal Etkileri]

Zeynep, "Bir kelam, bazen toplumu dönüştürebilir. Mütekellim, toplumsal değişim için cesur bir adım atmalıdır," diyerek, konuşmasının önemini vurguladı. Gerçekten de, tarihsel olarak baktığımızda, önemli alimlerin ve liderlerin sözlerinin toplumsal değişim yaratmış olduğunu görüyoruz. Ahmed, bunun doğru olduğunu kabul etti fakat "Evet ama, her mütekellim, toplumu değiştirebilme gücüne sahip değildir," diyerek, stratejik düşünmenin gerekliliğini savundu.

Bir gün, bir halk hareketi sırasında, çok sayıda insan bir araya gelerek toplumsal sorunları dile getirdi. Bu insanlar, mütekellim olmanın anlamını derinden kavrayarak, yalnızca sorunları dile getirmekle kalmadılar, aynı zamanda toplumun vicdanına seslendiler. İşte, mütekellim olmak, sadece kelimeleri kullanmakla ilgili değil, aynı zamanda sesini duyurmanın sorumluluğudur.

[Sonuç: Fıkhı Anlamak]

Hikaye, Ahmed ve Zeynep’in birlikte vardıkları bir sonuca dayanıyordu: Mütekellim olmak, hem bireysel hakları hem de toplumsal dengeyi göz önünde bulunduran bir anlayış gerektirir. Erkeklerin stratejik, kadınların ise empatik yaklaşımlarının birleştiği bir denge, toplumsal düzeni sağlamak için gereklidir. Sonuçta, mütekellim, sadece kendini ifade etmekle kalmaz; aynı zamanda bir toplumun sesidir, bir halkın vicdanıdır.

Peki sizce, mütekellim olmanın toplumsal sorumluluğu nedir? İletişim, sadece bilgi aktarımı mı, yoksa toplumsal vicdanın bir yansıması mı?